23 Ocak 2017
  • 1.769
  • 2.3635
  • 81.911
 

TPB Başkanı Korkmazcan: Medya darbeye zemin hazırlamada en önemli araçtır (Özel) - 12:16

12 Mart muhtırasında, hazırlanan metnin TBMM'de okunmasına tek başına karşı çıkarak cuntacılara meydan okuyan dönemin milletvekillerinden Türkiye Parlamenterler Birliği (TPB) Başkanı Hasan Kormazcan, darbeler döneminin artık geride kaldığını söyledi.
12 Mart muhtırasında, hazırlanan metnin TBMM'de okunmasına tek başına karşı çıkarak cuntacılara meydan okuyan dönemin milletvekillerinden Türkiye Parlamenterler Birliği (TPB) Başkanı Hasan Kormazcan, darbeler döneminin artık geride kaldığını söyledi. Darbeleri 'insanlık suçu' olarak nitelendiren Korkmazcan, darbecilerin halkın iradesine saygı duymak yerine karanlık odaklarca hazırlanan reçetelere sarıldığını kaydetti. Kormazcan, darbecilerin darbe yaparken yararlandıkları en önemli unsurun ise medya olduğunu vurguladı. 12 Mart 1971 muhtırasının üzerinden 40 yıl geçti. Türkiye, muhtıranın ardından 12 Eylül darbesini ve 28 Şubat sürecini yaşadı. e-muhtıralara ve başarısız darbe girişimlerine maruz kaldı. 12 Mart`ın önemli şahitlerinden biri olan Hasan Korkmazcan o gün Meclis`te tek başına ayağa kalkıp, `TBMM`de Muhtıra okunamaz` diyen genç bir milletvekiliydi. Cuntanın muhtırasının Meclis`te okutulmasına itiraz eden Korkmazcan, `Meclis muhtıraya muhatap değildir. Meclis`te Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ya da Başbakanlık tezkeresi okunur. Ordu tezkeresini okutmak Anayasa ve Meclis İçtüzük hükümlerine aykırıdır` diyerek yüksek bir ses tonuyla bu talebe karşı çıktı. Ancak muhtıranın okunmasına engel olamadı. Hasan Korkmazcan, 12 Mart muhtırasında yaşadıklarını Cihan'a anlattı. O gün Meclis`in en genç vekili olan Hasan Korkmazcan, 1970`te Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel ile anlaşmazlığa düşünce 40 kadar milletvekiliyle birlikte Demokratik Parti`yi kurmuştu. Korkmazcan, "O günkü iktidar partisi AP ile görüş ayrılıklarına düştük ama demokrasiye sahip çıkma noktasında onlarla aynı düşünüyorduk. Buna bir müdahale varsa ona karşı çıktık. Muhtırayı saat 13.00 Meclis'te bir grup arkadaşla yemek yerken radyodan duyduk. Sonra hemen toplandık. Bunun nereden geldiğini tahmin etmeye çalıştık. Ama bunun kürsüden okunacağını hiç düşünmemiştik. Bilsek belki okutturmamak için tedbir alırdık. Sunuşlar bölümünde muhtıranın okunacağı duyuruldu. Bunun üzerine ayağa kalkarak, 'Meclis böyle bir muhtıranın muhatabı tutulamaz, okutamazsınız' diye çıkıştım. Bana bazı arkadaşlarımız da destek verdi. Ancak bu gürültüler arasında okundu. İktidar sıraları boştu. Oysa bir şey söyler diye bekliyorduk." diye konuştu. AYDINLAR VE ORDU İTTİFAKI Korkmazcan, muhtıracıların 12 Mart'taki hedeflerini ise şöyle anlattı: "27 Mayıs'ta halkın demokrasiye olan inancı bir kere sarsıldıktan sonra zihinlerde hep 'bir daha müdahale olur mu?' düşüncesi hep zihinlerde diri tutuldu. Bu yüzden küçük provokasyonlarla diri tutulabiliyordu. Buna zemin hazırlayan bu tedirginlik vardı. Birkaç üniversite olayı gençlik harekete ve birkaç cinayetle zemin hazırlanabiliyordu. Daha sonra ortaya çıktı ki 27 Mayıs amacına ulaşamamıştı, onun için bunu hedefine vardıracak aydınlar ve ordu ittifakı ile yeniden darbe yapmak ve devrim hareketi başlatarak bunu kalıcı kılmak için planlar yapılıyordu. Bu plan çerçevesinde pasif bir yönetimin altyapısı oluşturulmuş. Siyasi partilerin içine sızılmış ordunun içine de medyanın içine de sızılmış." "GEREKLİ DİRAYET ORTAYA KONSA DİĞERLERİ YAŞANMAZDI" TPB Başkanı Korkmazcan, gerekli tepkinin ortaya konması durumunda 12 Mart ve daha sonra yaşanan darbe ve darbe girişimlerini kimsenin cesaret etmesini mümkün görmüyor. Bu konuda topyekun siyaset, iş dünyası, STK'lar ve medyanın kabahatinin olduğunu anlatan Kormkmazcan yeniden o yıllara döndü: "Cuntanın hazırladığı anayasa taslağının değiştirilmesi için itiraz ettik. Bir anayasa komisyonu kuruldu. 2 yıl çalıştık. Bize gönderilen anayasa taslağının ancak 53 maddesini kabul ettik. Gerisini reddettik. Böyle bir direnç gösterildi. Cuntacıların dayattığı cumhurbaşkanını seçtirmedik. Eğer bu direnç bütün siyasi partiler, STK'lar ve medyanın ittifakı ile gösterilseydi ve buna yol açanlar hakkında gerekli işlemler yapılabilseydi her halde, 1980 ve sonrasındaki darbelerle karşılaşmazdık. Burada demokrasinin nimetlerinden yararlanan herkes STK, medya iş dünyası buna karşı külfetlerine de katlanmasını bilmeleri gerekirdi. 27 Mayıs bir yol kazasıydı, çünkü darbe tecrübesi yoktu. Onun için önceden tahmin etmek çok zordu. Ama daha sonrakiler göz göre göre gelmiştir." Korkmazcan, darbenin sadece hükümete ya da belli bir kesime karşı yapılmadığını kendilerine engel gördükleri herkesi düşman sandıklarını söyledi. KARANLIK REÇETELER BUGÜN DE VAR Korkmazcan, Ergenenok ve Balyoz davaları konusunda ise devam eden yargılamayı etkilemek için konuşmak istemediğini belirterek, darbeleri ve bu konudaki girişmeleri insanlık suçu olarak nitelendi. Kormazcan, "Demokrasiyi bir hayat tarzı haline getirmiş toplumlarda insanları istediğiniz yönde yönlendirmek mümkün değildir. Kendi milli çıkarları dışında bir şey empoze etmeniz çok zordur. Bunu yapmak için demokrasi dışı yöntemlerle bu toplumları meşgul edeceksiniz. Yaşadıkları zemini sorunlu hale getireceksiniz. Her zaman meydana getirilen kaoslarla toplumun ileriye güvenle bakmalarını önleyeceksiniz. İnsanların geleceği ve birbirlerine olan güvenlerini ortadan kaldıracaksınız. Binlerce yıl içinde oluşan toplusal bağları zayıflatacaksınız. Çünkü milletin rızasını almadan iktidar olan güçler kendilerini daima boşlukta hissederler, destek ararlar." Korkmazcan, darbe heveslilerin halkın serbest iradesi ile ortaya çıkmış talepler yerine bazı karanlık destekçilerin bir takım reçetelerine sarıldıklarını söyledi. Bu tür çabaların etkilerini geçmişte olduğu gibi bugün de görüldüğünü ifade eden Korkmazcan, "Darbeciler o karanlık reçeteleri uygulamaya kalkmışlardır. Bu süreçlerin etkilerini hep görmekteyiz. Demokrasi temelde insan onurunu koruyan bir rejimdir. Eğer demokrasi yoksa insan onuru ortadan kalkar. Onurları ile var olma hakkına sahipler. Şimdi yaşadığımız tüm acılara rağmen halkın iradesi ile yönetimler değiştiği sürece ülke iyiye gidecektir. Zatken son dönemlerde istikrar adına sömürülen birçok ülkede halklar uyanmaya başladılar." uyarısında bulundu. "YARGI RAHAT BIRAKILMALI" Türkiye'de, halen darbecilik faaliyetleri iddiası ile devam eden davalar olduğunu hatırlatan Korkmazcan, herkesin bu sürecin sağlıklı işlemesi için katkıda bulunması gerektiğine işaret etti. "Darbe fiili bir insanlık suçudur. Bunu yapanları insan onuruna saygı göstermeyen insanlık suçu işlemiş kişiler olarak görüyorum." diyen Korkmazcan, "Yaşadığımız pratikler olarak ifade edeyim, bu konulardaki mücadelede hem yargı hem siyasi partilerin hem de medyanın hassasiyet içinde olması lazım. Medya için yargıyı yönlendirmeye ya da engellemeye kalkışmamalı. Topyekun bir suçlama veya destek çıkma bizi sağlıklı bir sonuca götürmez. Yargının işine karışmamak gerekir. Yasaların yetersiz kaldığı durumlar varsa onun yasamanın ele alıp değerlendirilmeli. Yargı sonuçlarının toplumu tatmin edecek şekilde herkesin buna destek vermek lazım." diye konuştu. MEDYA DARBE İLİŞKİSİ Odatv'de ele geçirilen bazı belgelerdeki planlar ve gazetecilerin tutuklanmasına da değinen TPB Başkanı Kormazcan, medyanın darbelere zemin hazırlanmasında önemli roller oynadığını söyledi. Bu duruma defalarca bire bir şahit olduğunu ifade eden Kormazcan, bazı gazetecilerin darbelere alkış tuttuğunu söyledi. Korkmazcan, bu konuda tanık olduklarını şöyle anlattı: "12 Mart'ın özellikle de 9 Mart darbe girişiminin önemli hazırlayıcıları medya mensuplarıdır. Bu daha sonra kendi itirafları ile ortaya çıktı. Aynı şekilde 12 Eylül'ün ve daha sonraki ortamların hazırlanmasında da medyanın önemli rolü vardır. Bazıları öyle gördüğü için yazdığını yorumlayabilirsiniz. Bundan dolayı kimseyi eleştirmem. Ama bunu bilinçli olarak darbe kadrolarının içinde yer alarak mesleğini o doğrultuda kullanmışsa elbette bu hareketin içinde demektir. Bir şunu gördük hüsranla darbelerden sonra darbeyi alkışlayan medyayı gördük. 12 Mart'ta adeta bayram eden bir grup vardı muhtıra verildi diye...yani bizleri hedef gösteren ve sakıncalı olarak bu işe direnenleri hedef gösteren adeta bunları niye toplamıyorsunuz. Niye susturmuyorsunuz? diyenler vardı. 12 Eylül'de vardı. Biz bu durumdan nasıl çıkarız diye mücadele verirken anayasa değişikliğine destek vermek için ama meğer bazı gazeteciler darbeci generallerle dolaşıyorlardı. Ülkenin geleceğini çizmeye çalışıyorlardı. Hatta 1983 seçimlerinde ne kadar az politikacı seçime girerse o kadar iyi olur diyenler de vardı. 12 Eylül'den önce millet tarafından seçilmiş olmak adeta bir suç olarak gösteriliyordu. Oysa ben muhalefet milletvekiliyim, bizi suçlu ilan ettiler." "AYNI ANLAYIŞ BUGÜN DE VAR" Korkmazcan, Türk medyasının darbecilik ve antidemokratik girişimler konusunda bugün de benzer teşebbüslerin olduğuna işaret etti. Korkmazcan, medyada hala bazı gazetecilerin bu kafa yapısına sahip olduğunu kaydetti ve "Geçmişte yaşananlardan ders alınmamış." tespitinde bulundu. Kokmazcan, "Bağımsız gazetecilik ilkelerinden uzaklaşanlar var. Eskiden manipüle edilmeden yazılar okuyorduk. En azından tarafsız görünmeye çalışıyorlardı. Ama şimdi bunu görmek çok zor. Gazetecilerin kendi aralarında öz denetim mekanizması oluşturması gerekiyor. Basın birliklerine çok iş düşüyor. Aksi tavırlar içinde olanlara karşı tavır almalı." Korkmazcan, gazetecilerin, gazetecilik faaliyeti ile karıştıkları suçlardan dolayı yargılamalarını birbirinden ayırmak gerektiğine işaret etti. Gazetecinin mesleğini özgürce icra etmesi gerektiğini ancak bu durumun onlara suç işleme imtiyazı vermeyeceğini altını çizen Kormazcan, "Hiç kimsenin suç işlemez kategorisine ayrılması demokrasilerde söz konusu değildir. Bu tip insanlar varsa bunların ayıklanması lazım." dedi.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bundesliga'nın en iyi 5 golü!



Sitemizdeki yazı, resim ve haberleri her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Görsel Tasarım : INVIVA